6 Nisan 2019 Cumartesi

Dışardan Yönetici Atama Sözleşme Örneği

Dışardan Yönetici Atama Sözleşme Örneği


YÖNETİCİ SÖZLEŞMESİ
TARAFLAR:
İŞVEREN : …………………………….Bağımsız Kat Malikleri / İşyeri Malikleri Adına
ADRESİ : ..............................................................................................Apartmanı/Sitesi

YÖNETİCİ : Kat malikleri adına seçilen yönetici …………………………………………...
ADRESİ : ……………………………………………………………………………………..
Tel           : ­ ..………………………………..   Fax:  …………………………………
KONUSU :

………………………..Kat maliklerinin ………………. Tarihli genel kurul toplantısında yöneticinin dışarıdan seçilmesine karar verilmiş ve yönetici seçimi için ……………...yetki verilmiştir. Kat malikleri kurulunun bu karar uyarınca , kat malikleri dışından, ücret karşılığında KMK ve bu sözleşme hükümleri çerçevesinde içerisinde ………………………Apartmanı / Sitesi yöneticiliğini ………………… tarafından yapılması, bu sözleşmenin konusunu oluşturur.
SÖZLEŞME TARİHİ VE SÜRESİ : 
İşbu Yöneticilik Sözleşmesi 1 (bir) yıl olup  ilgili mevzuat hükümleri uygulanmak üzeri …/…./ …..  ila …/…/ …..tarihleri arasında yönetim dönemini kapsamaktadır.
Bu sözleşme......................tarihinde aşağıdaki şartlarla üç nüsha olarak tanzim edilen sözleşme taraflarca okunarak kabul edilip imzalanmıştır.

ÜCRET:
Yöneticiye bu görevi nedeniyle, her ay …….. .TL (……………..) TL ücret ödeyecek olup, bu bedele noter,posta masrafları ilave edilecektir. Bu bedel kesinleşmiş işletme projesi gereği  kat maliklerinin ödeyeceği  aidatlara dahil etmek suretiyle her ayın üçüncü gününe kadar nakden tahsil edilecektir.
YÖNETİCİNİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ:
  1. Bu sözleşmenin imzalanmasına müteakip en geç 1 hafta içinde işletme projesini hazırlayıp kat maliklerine ulaştırmak. (Doğalgaz ücreti, fatura geldikçe toplanacağından bu gider işletme projesine dahil edilmemiştir.) .)  Kalorifer kazanı, bahçe bakımı ve havuz arıtma sistemlerinin bakım giderleri işletme projesine dahildir.
  2. Doğalgaz faturası geldiğinde, arsa payına göre toplam bedel bölünerek , her daireye ödeyeceği bedelin bildirmesi ve banka hesabına bu bedelin yatırılmasının sağlanması.
  3. Yönetici, ………………..apartman adına olan……………….bankasındaki …………… nolu hesabı denetçiyle birlikte çift imza ile kullanabilecektir. Her ayın ilk 10 (on) günü içerisinde ödenmeyen aidatlarla ilgili olarak, ödemeyen kat maliki veya kiracı hakkında icra takibi yapmaya yetkilidir. Gerek görürse ve sadece bu konu ile ilgili olmak üzere apartman yöneticisi olarak bir avukata vekalet verebilir.  Aylık % 10 faizi ile birlikte ödenmeyen aidatlar için icra takibi yapabilir. Ancak bu konu ile ilgili avukatlık ücretlerini ve icra masraflarını, borcunu ödemeyen kat malikine yansıtılır.
  4. Apartman kapıcısının ücretinin , sigorta prim ve bildirgesinin, aksatılmadan ödenmesi için ücret bordrolarının tanzimi ve imzalatılması.
  5. Apartmana ait gelen ortak yerlerin elektrik , su ve doğalgaz bedelinin bankaya verilecek otomatik ödeme talimatı ile ödenmesini sağlamak.
  6. Yapılacak her türlü harcamanın belgeli olması hususuna itina göstermek.
  7. Yapılacak harcamalarla ilgili olarak apartman denetçisinin isteği halinde endisine bilği vermek, denetçinin gerekli gördüğü zamanlarda yapacağı her türlü denetimde apartmanla ilğili hesap ve kayıtları hazır bulundurmak.
  8. Denetçinin talep etmesi halinde en geç bir hafta içinde Kat Malikleri Kurulunu olağan üstü olarak toplantıya çağırmak.
  9.  Apartman görevlisinin/lerinin vazifelerini en iyi şekilde yapması için gerekli önlemleri almak ve bu konudaki aksaklıkları en kısa zamanda denetçiye bildirmek.
  10. Yönetim döneminin hitamında vakit geçirmeden Kat Malikleri Kurulunu Olağan Toplantıyı yapmak üzere toplantıya çağırmak.
  11.  Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan diğer yükümlülükler.
DİĞER HUSUSLAR :
……………………… yöneticiliği , yöneticilik yapacağı dönem için yetkili olmak üzere, ……………….. tarihli Kat malikleri toplantısında alınan karar gereği …………daire maliki ………….... denetçi olarak görev yapacaktır.
Yöneticinin sözleşme şartlarını yerine getirmemesi halinde , kat malikleri kanununun tek taraflı olarak sözleşmeyi fes etme yetkisi bulunmaktadır.
Bu sözleşmede belirtilen adresler tarafların yasal tebligat  adresleri olup , değişiklik halinde karşı tarafa yazılı olarak bildirilmesi gerekir. Aksi halde bu adreslere yapılan her türlü tebligatın gerekli olacağı taraflar kabul etmişlerdir. Bu sözleşmeden doğan ihtilaflar halinde, T.C. İstanbul ili ……………… Mahkeme ve icra daireleri yetkilidir.

5 Nisan 2019 Cuma

Apartman Görevlisinin Kıdem Tazminatını Kamu Konutu Oturanı mı Yoksa Malik mi Ödeyecek?

Apartman Görevlisinin Kıdem Tazminatını Kamu Konutu Oturanı mı Yoksa Malik mi Ödeyecek?

Yazar: Tayfun ŞAHİN*
I- GİRİŞ
Yaygın olarak “Kapıcı” adıyla bilinen ve apartman ve site yaşamının yaygınlaşmasıyla güvenlik, gözetim, temizlik, teknik işler ve bahçe bakımı gibi birçok farklı hizmeti kapsayan faaliyeti yerine getiren apartman görevlileri, yaşamımızın ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Her gün karşılaştığımız ve yaşantımızı kolaylaştıran bu görevlilerin çalışma şekli ve maliyetinin paylaşılması kadar, işten çıkarılması durumunda ödenecek olan kıdem tazminatının kimler tarafından karşılanacağı da önemli bir sorundur.
Bu makalede apartman görevlisi olarak adlandırdığımız bu kişilerin çalışma şekli, mali yüklerinin paylaşılması yöntemi, bu kişilerin işten çıkarılması durumunda ödenecek kıdem tazminatının nasıl karşılanacağı hususları iş hukuku ve kat mülkiyeti hukuku yönünden incelenecektir. Ayrıca kat mülkiyetine tabi apartman ya da sitede kamu konutu da bulunmaktaysa, bu konuta isabet eden gider payı ve kıdem tazminatının konutta oturan tarafından mı yoksa malik olan kamu kurumu tarafından mı ödeneceği konusu tartışılarak bir çözüm önerisi olarak apartman ve sitelerde “kıdem tazminatı fonu” oluşturulması değerlendirilecektir.
II- KAT MÜLKİYETİNDE YÖNETİM, GİDERLERİN PAYLAŞIMI VE İSTİHDAM

A- KAT MÜLKİYETİNDE YÖNETİM VE GİDERLERE KATILMA

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na tabi apartman ve sitelerde kat malikleri kurulu tarafından seçilen kişiye yönetici denir. Bu kişi, aynı zamanda işveren vekili olarak hareket eder. Kat mülkiyetine tabi yerlerde ortaya çıkan ortak giderlerin nasıl paylaşılacağı ise, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesinde sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Kanun’a göre kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça:
- Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak,
- Ana gayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür.
Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerinde kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.
Kat malikinin payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, bağımsız bölümlerin birinde kira akdine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı bir şekilde faydalananlar da müştereken ve müteselsilen sorumludur. Ancak, kiracının sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlı olup, yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.
Buna göre, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi hükmüne göre yönetim planında veya kat malikleri kurulunca verilmiş bir kararda başka türlü bir hüküm bulunmadıkça kat maliklerinden her biri, kapıcı giderlerinden (ücret, sigorta pirimi, kıdem tazminatı vs.) diğer kat malikleriyle birlikte eşit olarak sorumludur(1).

B- KAT MÜLKİYETİNDE İSTİHDAM

Yukarıda sayılan işler yöneticinin kat maliklerine karşı olan yükümlülükleri ve sorumlulukları ile sınırlı olup kat mülkiyeti kanununda, yöneticinin emrinde istihdam edeceği personele ilişkin hiçbir belirleme yapılmamıştır. Konutlarda yöneticinin istihdam edeceği personeli sevk ve idare etmesiyle ilgili düzenleme Konut Kapıcıları Yönetmeliği’nde yer almaktadır. Yönetmeliğin 3. maddesinde kapıcı, ana taşınmazın bakımı, korunması, küçük çaptaki onarımı, ortak yerlerin ve döşemelerin bakımı, temizliği, bağımsız bölümlerde oturanların çarşı işlerinin görülmesi, güvenliklerinin sağlanması, kaloriferin yakılması ve bahçenin düzenlenmesi ve bakımı ve benzeri hizmetleri gören kişi olarak tanımlanmıştır. Apartman ve sitelerde işveren; konutun maliki veya ortakları, yönetici ise işveren vekilidir. Kapıcının işyeri ise çalıştığı konut ile bağımsız bölüm, ortak yerler, eklenti ve tesislerin tümüdür. Aynı Yönetmeliğin 4. maddesine göre apartman veya site yöneticisi, İş Kanunu ve bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasında ve yargı uyuşmazlıklarında işverenin temsilcisidir. Yönetici, kapıcının çalışmasını sevk ve idare etmekle yetkili ve görevlidir.
III- KAT MÜLKİYETİNDE KIDEM TAZMİNATI
Kıdem Tazminatı; işçinin iş sözleşmesinin sona eriş biçimine bağlı olarak ve işçinin çalıştığı süre dikkate alınarak ücret tutarına göre ödenen kıdem tazminatı “İş Hukukuna has, işçinin işini kaybetme olgusuna dayalı, kıdem esası üzerine kurulu özel bir tazminat türü” şeklinde tanımlanabilir.

A- KIDEM TAZMİNATI ÖDENECEK DURUMLAR

İşyerinde en az 1 yıl çalışmış olan işçilerin kıdem tazminatına hak kazanması için iş sözleşmesinin aşağıdaki nedenlerden birisi ile sona ermesi gereklidir.
1- İşçinin işveren tarafından İş Kanunu’nun 25/II. maddesinde gösterilen nedenler olmaksızın işten çıkarılması.
2- İşçinin İş Kanunu’nun, 24. maddesi uyarınca işi bırakması.
3- İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle işten ayrılması.
4- İşçinin yaşlılık, emeklilik veya malûllük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla işten ayrılması.
5- Kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile işten ayrılması.
6- İşçinin ölümü.
Görüldüğü üzere işçinin işten ayrılırken kıdem tazminatı alabilmesi için geçerli veya haklı nedenle fesih hakkının oluşması gerekir. Bunun dışında işten kendi rızasıyla ayrılan diğer tabirle istifa eden işçiye kıdem tazminatı ödenmez. Ancak istifa dilekçesinin baskıyla alınması, boş kağıda imza atılarak istifa edilmesi ya da istifa dilekçesinden sonra çalışmaya devam eden işçinin dilekçesinin işveren tarafından ileri bir tarihte işleme konması gibi durumlarda istifa edilmesine rağmen kıdem tazminatı hakkı doğar.

B- KAT MÜLKİYETİNDE KIDEM TAZMİNATI SORUMLULUĞU

1- Kat Malikinin Sorumluluğu
Kıdem tazminatı işveren tarafından ödenir. Kat Mülkiyeti Kanunu gereği apartman ve sitelerde işveren; konutun maliki veya ortaklarıdır. Apartman ve sitelerde çalıştırılan kişilerin işten ayrılmalarında ödenmesi gereken kıdem tazminatı, kıdem tazminatının ödenmesi gereken tarihteki kat malikleri tarafından ödenir.
Bu konuda verilmiş bir Yargıtay Kararı’nda kapıcı giderlerine tüm maliklerin eşit olarak katılması gerektiği, bu katılım sorumluluğunun borcun yasal olarak ödenmesi gereken tarihte malik olan kişiye ait olduğu, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2. maddesi gereğince işyerinin devri sebebiyle başka bir işverene geçmesi halinde işçinin kıdeminin değişik işverenlerde geçen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanacağı, her ne kadar daha önceki işveren (kat maliki) işçinin çalıştığı süre ve devir sırasında işçinin aldığı ücretle sorumlu ise de, son işverenin (kat maliki) tüm süreden sorumlu olduğu, ancak önceki işverenlere sorumlulukları oranında, rücu edebileceği hükme bağlanmıştır(2).
Öteden beri kat maliki olanlarla yeni kat maliki olanlar arasında kıdem tazminatı bakımından yasal olarak bir fark bulunmamakla birlikte, konutu henüz satın almış olan ve kıdem tazminatıyla karşılaşan kat maliki bakımından rahatsızlık veren bir uygulama olduğu açıktır. Ancak, konutu satın alan kişi, konutun tüm mali yükümlülüğünü de devralmış olmaktadır.
2- Kiracının Sorumluluğu
Apartman ve sitelerde kiracılar işveren değildir ve kiracılar işveren olan kat malikinin mali yükümlülüklerinden sorumlu değildirler. Ancak kat malikinin mali yükümlülüklerinden kira miktarı ise sınırlı olarak sorumlu tutulabilirler. Bu sorumluluk da bir yargı organı tarafından verilmiş karara dayanmalıdır. Kiracılar, kat malikinin ödemediği ve yargısal bir karar nedeniyle ödemek zorunda kaldıkları tutarı kira borcundan düşerler.
Olayı somutlamak bakımından bir örnekle açıklarsak; 30 yıllık bir apartman dairesinin maliki sahibi olduğu taşınmazı düzenli olarak kiraya vermektedir.  Son kiracısı ile bir ay önce kira sözleşmesi akdetmiştir. Bir ay sonra ise Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre olağanüstü toplanan apartman kat malikleri genel kurulunda 20 yıldır apartman görevlisi (kapıcı) olarak görev yapan kişinin iş akdinin sona erdirilmesine karar verilmiştir.  Böyle bir durumda, apartman görevlisine ödenecek tazminatın kiracıdan istenmesi ne kadar hukuki ve hakkani olur?  İşte bu somut örnekten de görüleceği ve Kat Mülkiyeti Kanunu’nun malike yüklediği yükümlülükler gereği kapıcı (çalışan) kıdem tazminatından her zaman işveren sorumludur.
Yargıtay’ın yerleşik hale gelen kararlarında da, kıdem tazminatı türünden giderlerin işverene ait olduğu, apartmanlarda da Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca işverenin kat malikleri hükme bağlanmıştır.  Ayrıca, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 302. maddesine göre, kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya Kanun’da öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır. Bu hükme uygun olarak kira sözleşmelerinde genellikle aidatın kiracı tarafından ödeneceği kararlaştırılmaktadır. Ancak, aidat ödeme yükümlülüğü kiracıya kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğü yüklemez.
3- Yöneticinin Sorumluluğu
Kat Mülkiyeti Yasası’nın 35. maddesinde yöneticinin görevleri arasında, ana gayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesine veya bir hakkın kaybına meydan vermeyecek gerekli tedbirlerin alınması da sayılmıştır. Bu kapsamda işten çıkarılanlarla ilgili olarak kıdem tazminatı ödemelerinden yöneticinin sorumlu tutulmasına olanak yoktur. Yöneticinin sorumluluğu, feshi ihbar etmemesi nedeniyle ödenen ihbar tazminatı ile eğer kusuru varsa kıdem tazminatının geç ödenmesi nedeniyle tahakkuk eden faizle sınırlıdır(3).

C- KAMUYA AİT KAT MÜLKİYETİNE TABİ KONUTTAN KAYNAKLANAN KIDEM TAZMİNATI SORUMLULUĞU

Kat mülkiyetine tabi apartman ve sitelerde çalıştırılan kişilerin işten çıkmaları sonucu doğan kıdem tazminatı yükümlülüğü bakımından kat maliki, kiracı ve yöneticinin sorumluluklarını yukarıda açıklamaya çalıştık. Ayrıca açıklığa kavuşmasında yarar gördüğümüz bir başka husus da kat mülkiyetine tabi kamu konutunun (lojman olarak da bilinen) kıdem tazminatı karşısındaki durumudur.
2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu’nda istihdam edilen personele ilişkin giderler konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Kamu Konutları Yönetmeliği’nin “Aylık Kira Bedelinin Tespit ve Tahsili” başlıklı 23. maddesinde konutların aylık kira bedelleri personelin aylık veya ücretinden peşin olarak ve bordro üzerinden kesilmek suretiyle tahsil edilerek genel bütçeye dahil kurum ve kuruluşlarda Hazine’ye ve diğerlerinde ise kendi bütçelerine irat kaydedileceği, Yönetmeliğin 28. maddesinde ise, konutlarda istihdam edilen kapıcı, bahçıvan, kaloriferci, elektrikçi ve benzerleri ile çeşitli ihtiyaçların karşılanması için gerekli olan giderler konut tahsis edilenler tarafından karşılanacağı düzenlemesi bulunmaktadır.
Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerini gözardı ederek Kamu Konutları Yönetmeliği’ne göre gerçekleşecek bir uygulamanın nasıl şekilleneceğini bir örnekle açıklamaya çalışalım. Kat mülkiyetine tabi 30 daireden oluşan bir binada kamuya ait 3 konut bulunduğunu düşünelim. Binadaki birinci konutun 10 yıldır aynı kamu görevlisine tahsisli olduğunu, ikinci konutun 15 yıldır oturan kamu görevlisi taşındığı için 3 aydır boş olduğunu, üçüncü konutun ise 1 ay önce tahsis edildiğini ancak adına tahsis edilen kamu görevlisinin geçici görevle başka bir ilde görevli olduğu için tahsise rağmen henüz taşınamadığını varsayalım. Bu sırada Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre olağanüstü toplanan apartman kat malikleri genel kurulunda 20 yıldır apartman görevlisi (kapıcı) olarak görev yapan kişinin iş akdinin sona erdirilmesine karar verilmiş olsun. Böyle bir durumda Yönetmeliğe göre, boş durumda olan konuta isabet eden kıdem tazminatı kimseden istenemeyeceği ve ilgili kamu kurumu tarafından ödeneceği gayet açıktır. Sorun, tahsisli konuta isabet eden kıdem tazminatı tutarını kimin ödeyeceği konusunda ortaya çıkmaktadır. Yönetmeliğe göre karar vererek tahsisli konuta isabet eden kıdem tazminatını oturmakta olan kamu görevlisinin ödemesi yönünde yapılacak uygulamanın sonucunda, henüz konuta oturamamış olan kamu görevlisinden bu ödemeyi yapmasını istemek gerekecektir. Yönetmelikte yer alan düzenlemenin kıdem tazminatı yönünden uygulanmak istenmesi açıkça görülen bu adaletsizliklere neden olacaktır. Bu nedenle yönetmelikte yer alan düzenlemenin görevli personele yapılacak aylık ödemeler şeklinde anlaşılması, kıdem tazminatı gibi kat malikinin sorumlu olduğu giderler bakımından uygulanmaması gerektiği anlaşılmaktadır.
Kanaatimize göre Kat Mülkiyeti Kanunu’nun malike yüklediği kıdem tazminatı yükümlülüğü Kamu Konutları Yönetmeliği gerekçe gösterilerek konutta oturana yüklenemez. Zaten Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesinde yer alan “yönetim planında veya kat malikleri kurulunca verilmiş bir kararda başka türlü bir hüküm bulunmadıkça kat maliklerinden her birinin kapıcı giderlerinden (ücret, sigorta pirimi, kıdem tazminatı vs.) diğer kat malikleriyle birlikte eşit olarak sorumlu olduğu” hükmüne aykırı bir düzenleme Kamu Konutları Kanunu’nda bulunmamaktadır. Konutlarda istihdam edilenlere ilişkin giderlerin konut tahsis edilenler tarafından karşılanacağı düzenlemesi Kamu Konutları Kanunu’nda değil, yönetmelikte yer almaktadır. İşten çıkarılan çalışana ilişkin kıdem tazminatını ödeyecek olan apartman ya da site yönetimi, konut başına hesaplayacağı tutarı Kat Mülkiyeti Kanunu gereğince kat maliklerinden talep etmelidir. Kat maliki olan kamu kurumunun payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, adına yapılan tahsis nedeniyle devamlı bir şekilde faydalanmakta olan kamu görevlisi de müştereken ve müteselsilen sorumludur. Ancak, tahsis nedeniyle konutta oturmakta olan kamu görevlisinin sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlıdır.
Yargıtay’ın yerleşik hale gelen kararlarında da, kıdem tazminatı türünden giderlerin işverene ait olduğu, apartmanlarda da Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca işverenin kat malikleri olduğu hükme bağlanmıştır. Yargıtay bir kararında mülkiyeti hazineye ait olan davalı askeri lojman konut kapıcılığı işyerinde işçilik alacaklarının davalı Milli Savunma Bakanlığı’ndan talep edilmesi gerektiğine hükmetmiştir(4). Bu karar da kanaatimizi doğrular niteliktedir.

D- KIDEM TAZMİNATI FONU

Kat mülkiyetine tabi yerlerde ortak giderlerden kat maliklerinin sorumlu olduğu, bu sorumluluğun bazı giderler için eşit, bazıları için ise arsa payı ölçüsünde olduğu Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesinde belirtilmiştir. Kanun’a göre kat maliklerinin ödemekle yükümlü olduğu bu giderler, yönetici tarafından hazırlanan işletme projesine göre hesaplanan aidat olarak tahakkuk ettirilmekte ve günlük yaşamda kat maliklerinden değil, konutta oturanlardan tahsil edilmektedir. Konutlara ilişkin kira sözleşmelerinin neredeyse tümünde aidatın kiracı tarafından ödeneceğine ilişkin bir madde yer almaktadır. Bu sözleşme maddesi kat malikinin sorumluluğunu ortadan kaldırmamakta, kiracı tarafından ödenmeyen aidat kat malikinden tahsil edilmektedir.
Yönetici tarafından hazırlanan işletme projelerinde yıl boyunca karşılaşılması beklenen giderler tahmin edilerek yaklaşık bir tutar belirlenmektedir. Bir gider unsuru olarak personel maliyeti, asgari ücretten düşük olmamak üzere önceden belli olduğuna göre, personel maliyeti ölçü alınarak yılda bir maaş tutarında olmak üzere ileride karşılaşılabilecek olan kıdem tazminatına karşılık olacak şekilde bir “kıdem tazminatı fonu” oluşturulması ve bu tutarın işletme projesi içerisinde yer alması mümkündür ve bazı apartman ya da site yönetimlerinde bu yöntem uygulanmaktadır.
Oluşturulacak fon ile, çalışmasına son verilen personelin kıdem tazminatı çalıştığı süre boyunca ve verdiği hizmetten yararlananlar tarafından önceden ödenmiş olacak, ödeme tarihinde toplu ödeme sıkıntısı yaşanmayacak, ödeme tarihinde konutta oturmayan ancak önceden uzun süre boyunca oturmuş olan mal sahibinin de kıdem tazminatı ödemesi sağlanmış olacaktır. Aidatın ve fonun kiracı tarafından ödeneceği kira sözleşmesinde kararlaştırılmış ise kıdem tazminatı, oturduğu süre boyunca kiracı tarafından fona aktarılmış olur. Kamu konutunda oturanlar bakımından da kiracıyla aynı durum söz konusu olacaktır.
IV- SONUÇ
Kıdem tazminatı işveren tarafından ödenir ve Kat Mülkiyeti Kanunu gereği kat maliki işverendir. Kıdem tazminatını ödeme tarihindeki kat maliki öder. Kıdem tazminatını kat maliki ödemez ise kiracının sorumluluğu kira miktarı ise sınırlı olup, yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.
Kamu kurumlarına ait (lojman olarak bilinen) konutlarda anataşınmaz maliki, ilgili kamu idaresidir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi hükmüne göre kapıcı giderlerinden (ücret, sigorta pirimi, kıdem tazminatı vs.) kamu idaresi de malik sıfatıyla diğer kat malikleriyle birlikte eşit olarak sorumludur. Kamu Konutları Yönetmeliği’nde konutlarda istihdam edilen kapıcı, bahçıvan, kaloriferci, elektrikçi ve benzerleri ile çeşitli ihtiyaçların karşılanması için gerekli olan giderler konut tahsis edilenler tarafından karşılanacağı düzenlemesi bulunmaktadır. Bu düzenlemenin kıdem tazminatı yönünden uygulanmak istenmesi açıkça görülen bu adaletsizliklere neden olacaktır. Bu nedenle yönetmelikte yer alan düzenlemenin görevli personele yapılacak aylık ödemeler şeklinde anlaşılması, kıdem tazminatı gibi kat malikinin sorumlu olduğu giderler bakımından uygulanmaması gerekir. Kanaatimize göre Kat Mülkiyeti Kanunu’nun malike yüklediği kıdem tazminatı yükümlülüğü Kamu Konutları Yönetmeliği gerekçe gösterilerek konutta oturana yüklenemez. İşten çıkarılan çalışana ilişkin kıdem tazminatını ödeyecek olan apartman ya da site yönetimi, konut başına hesaplayacağı tutarı Kat Mülkiyeti Kanunu gereğince kat maliklerinden talep etmelidir.
Apartman ya da site yönetimleri tarafından oluşturulacak “kıdem tazminatı fonu” ödenmesi gereken kıdem tazminatının kimler tarafından ödeneceği sorununu ortadan kaldıracaktır. Her ay yapılacak küçük ödemelerle oluşturulacak fon ile, kıdem tazminatı tutarı ödenmesi gereken tarihten çok önce, çalışanın hizmet verdiği her ay boyunca hizmet alanlar tarafından aidat ödemesi içinde ödenmiş ve bir fon hesabında toplanmış olacaktır.

*           Vergi Başmüfettişi (E. Maliye Başmüfettişi)
(·)         Bu yazıda yer alan görüşler tümüyle yazarına ait olup, hiçbir biçimde yazarın görev yaptığı Kurum’un görüşü olarak değerlendirilemez.
(1)         Yrg. 8. HD.’nin, 25.12.2012 tarih ve E. 2012/12091, K. 2012/13115 sayılı Kararı; Yrg. 12. HD.’nin, 04.11.2013 tarih ve E. 2013/27146, K. 2013/34631 sayılı Kararı.
(2)         Yrg. HGK’nın 03.10.2001 tarih ve E. 2001/18642, K. 2001/662 sayılı ve Kararı.
(3)         Yrg. 18. HD.’nin 14.06.1999 tarih ve E. 1999/6605, K. 1999/7625 sayılı Kararı.
(4)         Yrg. 9. HD.’nin, 03.03.2005 tarih ve E. 2004/16611, K. 2005/6799 sayılı Kararı.

Yazarlar : 'TAYFUN ŞAHİN' 

Apartman ve sitelerde kapıcı, bahçıvan, bekçi gibi çalışanların kıdem tazminatları, zaman zaman önemli bir sorun teşkil edebiliyor. Yeni daire satın alan bir kişi, yirmi yıldan beri çalışan kapıcının emekliliği ya da işten atılması durumunda ağır kıdem tazminatı yüküyle karşı karşıya kalabiliyor.



Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerinden kat malikleri sorumlu. Apartmanın altındaki dükkan sahibi veya bir başka kat maliki, kapıcı hizmetinden yararlanmadığını belirterek aidat ödemekten kaçınamaz. Kapıcı aidatını veya diğer ortak giderleri ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde 5 oranında ‘gecikme tazminatı’ ödemekle yükümlü. Kapıcı aidatından, kat malikleriyle birlikte kiracılar da müteselsilen sorumlu tutuluyor.

DAİRENİN ESKİ SAHİBİ Mİ YENİ SAHİBİ Mİ SORUMLU?

Kapıcı ve diğer görevlilerin kıdem tazminatından, borcun yasal olarak ödenmesi gereken tarihte malik olan kişi sorumlu. 1475 sayılı eski İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14. maddesi uyarınca, işyerinin devri sebebiyle başka bir işverene geçmesi halinde işçinin kıdemi, değişik işverenlerde geçen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanıyor. Her ne kadar önceki kat maliki, kapıcının çalıştığı süre ve devir sırasında aldığı ücretle sorumlu ise de son kat maliki tüm süreden sorumlu tutuluyor. Ancak yeni kat maliki, önceki kat malikine, sorumluluğu oranında rücu edebilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararları da bu yönde.

KIDEM TAZMİNATINDA KİRACININ SORUMLULUĞU

Kapıcının kıdem tazminatının ödenmesinde kiracının doğrudan sorumluluğu bulunmuyor. Ev sahibi tazminatı ödemezse kiracı sadece kira bedeli kadar sorumlu tutuluyor. Kiracı, ödediği tazminatı ev sahibine ödediği kiradan mahsup ederek tahsil edebiliyor.





KAPICI İÇİN KIDEM TAZMİNATI FONU

Bazı apartman ve sitelerde kapıcı ve diğer çalışanların kıdem tazminatı konusunda ileride sorunlar yaşanmaması için kıdem tazminatı fonu oluşturuluyor. Kıdem tazminatı fonu için yatırılan para, bankada apartman veya site adına açılan hesapta tutuluyor. Bu amaçla her yıl, bir yıllık kıdem tazminatına karşılık gelen 30 günlük brüt ücret tutarında para toplanıyor. Böylece, tazminat ödeme tarihinde hem para toplama sıkıntısı yaşanmıyor, hem de eski ve yeni malikler arasında tazminat ödeme konusunda hukuki anlaşmazlık yaşanmıyor.

TAZMİNAT HESABINA KAPICI DAİRESİ DE DAHİL

Kapıcıların kıdem tazminatı hesaplanırken, brüt ücretinin yanı sıra kapıcı konutunun emsal kira bedeli de dikkate alınıyor. Bunun yanı sıra kapıcı konutunun elektrik, su ve yakıt giderleri apartman yönetimi tarafından karşılanıyorsa, bunların da kıdem tazminatına dahil edilmesi gerekiyor. Yıllık yakıt gideri toplanarak 12 aya bölünmek suretiyle 30 günlük kıdem tazminatına karşılık gelen tutara ekleniyor.



KAPICILARDA ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ YOK

Kapıcıların brüt ücretinden sadece yüzde 14 oranında sosyal güvenlik primi ve yüzde 1 oranında işsizlik sigortası primi kesiliyor. Kapıcılardan gelir vergisi ve damga vergisi kesilmiyor. Bundan dolayı, asgari ücretli diğer işçilerde net ücret bin 603 lira iken kapıcılara net bin 725 lira ücret ödeniyor. Gelir vergisine tabi işçilerde, çocuk sayısı ve eşinin çalışıp çalışmadığına göre asgari geçim indirimi uygulanıyor.
Bununla birlikte kapıcılar adına açılan davalarda zaman zaman ödenmeyen asgari geçim indirimi de talep ediliyor. Kapıcılar gelir vergisine tabi olmadığı için asgari geçim indirimi hakları da bulunmuyor.

Kapıcı tazminatından kiracı mı ev sahibi mi sorumlu?


Apartman ve sitelerde kapıcı, bahçıvan, bekçi gibi çalışanların kıdem tazminatları, zaman zaman önemli bir sorun teşkil edebiliyor. Yeni daire satın alan bir kişi, yirmi yıldan beri çalışan kapıcının emekliliği ya da işten atılması durumunda ağır kıdem tazminatı yüküyle karşı karşıya kalabiliyor.



Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerinden kat malikleri sorumlu. Apartmanın altındaki dükkan sahibi veya bir başka kat maliki, kapıcı hizmetinden yararlanmadığını belirterek aidat ödemekten kaçınamaz. Kapıcı aidatını veya diğer ortak giderleri ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde 5 oranında ‘gecikme tazminatı’ ödemekle yükümlü. Kapıcı aidatından, kat malikleriyle birlikte kiracılar da müteselsilen sorumlu tutuluyor.

DAİRENİN ESKİ SAHİBİ Mİ YENİ SAHİBİ Mİ SORUMLU?

Kapıcı ve diğer görevlilerin kıdem tazminatından, borcun yasal olarak ödenmesi gereken tarihte malik olan kişi sorumlu. 1475 sayılı eski İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14. maddesi uyarınca, işyerinin devri sebebiyle başka bir işverene geçmesi halinde işçinin kıdemi, değişik işverenlerde geçen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanıyor. Her ne kadar önceki kat maliki, kapıcının çalıştığı süre ve devir sırasında aldığı ücretle sorumlu ise de son kat maliki tüm süreden sorumlu tutuluyor. Ancak yeni kat maliki, önceki kat malikine, sorumluluğu oranında rücu edebilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararları da bu yönde.

KIDEM TAZMİNATINDA KİRACININ SORUMLULUĞU

Kapıcının kıdem tazminatının ödenmesinde kiracının doğrudan sorumluluğu bulunmuyor. Ev sahibi tazminatı ödemezse kiracı sadece kira bedeli kadar sorumlu tutuluyor. Kiracı, ödediği tazminatı ev sahibine ödediği kiradan mahsup ederek tahsil edebiliyor.




KAPICI İÇİN KIDEM TAZMİNATI FONU

Bazı apartman ve sitelerde kapıcı ve diğer çalışanların kıdem tazminatı konusunda ileride sorunlar yaşanmaması için kıdem tazminatı fonu oluşturuluyor. Kıdem tazminatı fonu için yatırılan para, bankada apartman veya site adına açılan hesapta tutuluyor. Bu amaçla her yıl, bir yıllık kıdem tazminatına karşılık gelen 30 günlük brüt ücret tutarında para toplanıyor. Böylece, tazminat ödeme tarihinde hem para toplama sıkıntısı yaşanmıyor, hem de eski ve yeni malikler arasında tazminat ödeme konusunda hukuki anlaşmazlık yaşanmıyor.

TAZMİNAT HESABINA KAPICI DAİRESİ DE DAHİL

Kapıcıların kıdem tazminatı hesaplanırken, brüt ücretinin yanı sıra kapıcı konutunun emsal kira bedeli de dikkate alınıyor. Bunun yanı sıra kapıcı konutunun elektrik, su ve yakıt giderleri apartman yönetimi tarafından karşılanıyorsa, bunların da kıdem tazminatına dahil edilmesi gerekiyor. Yıllık yakıt gideri toplanarak 12 aya bölünmek suretiyle 30 günlük kıdem tazminatına karşılık gelen tutara ekleniyor.



KAPICILARDA ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ YOK

Kapıcıların brüt ücretinden sadece yüzde 14 oranında sosyal güvenlik primi ve yüzde 1 oranında işsizlik sigortası primi kesiliyor. Kapıcılardan gelir vergisi ve damga vergisi kesilmiyor. Bundan dolayı, asgari ücretli diğer işçilerde net ücret bin 603 lira iken kapıcılara net bin 725 lira ücret ödeniyor. Gelir vergisine tabi işçilerde, çocuk sayısı ve eşinin çalışıp çalışmadığına göre asgari geçim indirimi uygulanıyor.
Bununla birlikte kapıcılar adına açılan davalarda zaman zaman ödenmeyen asgari geçim indirimi de talep ediliyor. Kapıcılar gelir vergisine tabi olmadığı için asgari geçim indirimi hakları da bulunmuyor.

KAPICIYA ÖDENECEK KIDEM TAZMİNATINDAN KİRACI SORUMLU OLUR MU?

Kaynak : Ali TEZEL

KAPICIYA ÖDENECEK KIDEM TAZMİNATINDAN KİRACI SORUMLU OLUR MU?

7 Ocak 2015
Kapıcıya ödenecek kıdem tazminatından kat malikinin mi yoksa kiracının mı sorumlu olacağı, tartışmalı bir konudur. Kat Mülkiyeti Kanununun 20. maddesinde,
Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça:
 a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak;
 b) Ana gayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında;
 Katılmakla yükümlüdür.
 c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.
Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu Kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir.
Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür.
 Birinci fıkradaki giderlere, kat maliklerinden birinin veya onun bağımsız bölümünden herhangi bir suretle faydalanan kişinin kusurlu bir hareketi sebep olmuşsa, gidere katılanların yaptıkları ödemeler için o kat malikine veya gidere sebep olanlara rücu hakları vardır.
Kat Mülkiyeti Kanununun 18. maddesinde,
Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.
 Bu kanunda kat maliklerinin borçlarına dair olan hükümler, bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve oturma (Sükna) hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir suretle devamlı olarak faydalananlara da uygulanır; bu borçları yerine getirmeyenler kat malikleriyle birlikte, müteselsil olarak sorumlu olur.
Ortak giderlerin teminatı: 
 Kat malikinin, 20 nci madde uyarınca payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, bağımsız bölümlerin birinde kira akdine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı bir şekilde faydalananlar da müştereken ve müteselsilen sorumludur. Ancak, kiracının sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlı olup, yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.
 Kat malikinin borcu bu yolla da alınamazsa, mahkemece tesbit edilen borcunu ödemeyen kat malikinin bağımsız bölümü üzerine, varsa yöneticinin yoksa kat maliklerinden birinin yazılı istemiyle bu borç tutarı için, diğer kat malikleri lehine kanuni ipotek hakkı tescil edilir. (Değişik son cümle: 14/11/2007-5711/10 md.) 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 893 üncü maddesinin son fıkrası hükmü burada da uygulanır.
 Kat maliklerinin, gider borcunu ödemeyen kat maliki veya diğer sorumlulardan olan  alacakları önceliklidir .

Tüm bu kanun hükümlerinden yola çıkılarak  ;

  • Genel olarak kıdem tazminatının ödenmesinden kat malikinin (ev sahibinin); 
ancak kat maliki ödemez ise kiracının sorumlu olduğu,
  • Kiracının sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlı olup, yaptığı
ödemenin kira borcundan düşüleceği sonucu ortaya çıkıyor.
  • Ancak kat maliki ve kiracı arasında yapılan kira sözleşmesine kiracının oturduğu
süreyle sınırlı olarak, kıdem tazminatının veya oluşturulmuş ise kıdem tazminatı fonu katılım payının kiracı (kiralayan) tarafından ödeneceğine karar verilebilir.
  • Bu durumda kıdem tazminatının veya toplanan avansın, kapıcının hizmetlerinden yararlandığı süreye bağlı olarak kiracı tarafından ödenebilir.
  •  Kira sözleşmesinde bu yönde bir hüküm olmaması halinde yasa hükmüne göre kıdem tazminatının veya toplanan tazminat avansının kat maliki tarafından ödenmesi gerekir.
Apartman ve site  kapıcı için işyeri, mülk sahipleri ise kapıcının işverenidir.
Kıdem tazminatı kanun gereği işveren tarafından ödenir.

4 Nisan 2019 Perşembe

Üçer Aylık Dönemler Halinde Muhtasar Beyanname Verilmesi İle İlgili Bazı Hususlar

Üçer Aylık Dönemler Halinde Muhtasar Beyanname Verilmesi İle İlgili Bazı Hususlar



I- GİRİŞ

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 96. maddesinde, “vergi tevkifatının 94. madde kapsamına gören nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı”, hesaben ödeme ise, “vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade edeceği” hükme bağlanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinde “94. madde gereğince vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanlar bir ay içinde yaptıkları ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar ile bunlardan tevkif ettikleri vergileri ertesi ayın yirmi üçüncü günü akşamına kadar ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar…” hükmü yer almıştır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 22. maddesinde tahakkuk ise, “verginin tahakkuku, tarh ve tebliği edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu hükümlere göre, çalışan ücretlilerin her birine ait ücret bordrolarının veya ücret bordroları yerine geçen herhangi bir belgenin düzenlenip imzalanması durumunda ücret tahakkuk etmiş olacak ve bu nedenle de, gelir vergisi tevkif atının yapılması gerekecektir.
Gelir vergisi, mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı (bildirimi) üzerine tarh (vergi hesaplama) edilir. Mükellefler kesmiş olduğu vergi tevkifatlarını (stopaj, vergi kesintisi) muhtasar beyanname doldurmak ve doldurmuş olduğu beyannameyi bağlı olduğu vergi dairesine vermek sureti ile bildirir.
Muhtasar beyanname aylık veya üç aylık dönemler itibari ile düzenlenip ilgili vergi dairesine verilir. Ancak üç aylık beyanname vermek isteyen mükelleflerin aşağıdaki şartların tümünü taşımaları gerekmektedir:
– Çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olmalıdır.
– Yapılmış tevkifatlar arasında zirai ürün bedellerinden yapılmış tevkifat bulunmamalıdır.
– Üç aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verileceği vergi dairesine önceden bildirilmiş olmalıdır.
Öte yandan, ziraî ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar, 94. maddeye göre yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyannamelerini, bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmi üçüncü günü akşamına kadar verebilirler.
Ancak, üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verilmesi ile ilgili olarak bazı tereddütlerin ve farklı yorumların olması nedeniyle, bu konuya açıklık getirilebilmesi için aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır.
II- MUHTASAR BEYANNAMENİN ÜÇER AYLIK DÖNEMLER HALİNDE VERİLEBİLMESİNE İLİŞKİN MEVZUAT
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde tevkifat yapmak mecburiyetinde olanlar ile hangi ödemelerin tevkifata tabi olduğu belirtilmiş, 98. maddesinde ise, “…Zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar, 94 maddeye göre yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyanname’lerini, bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının 23. günü akşamına kadar verebilirler.” hükmü yer almıştır.
Bu hükme göre, üçer aylık dönemler halinde verilen muhtasar beyannamenin dönemleri aşağıda belirtilmiştir.
– Ekim, Kasım, Aralık, aylarına ait muhtasar beyannamenin Ocak,
– Ocak, Şubat, Mart,  aylarına ait muhtasar beyannamenin Nisan,
– Nisan, Mayıs, Haziran,  aylarına ait muhtasar beyannamenin Temmuz,
– Temmuz, Ağustos, Eylül, aylarına ait muhtasar beyannamenin Ekim,
Aylarının 23. günü akşamına kadar verilecektir.
Muhtasar yönünden bağlı bulundukları yer vergi dairelerine üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyannamelerini verebilmeleri için, aşağıdaki şartların mevcut olması gerekir.
– 10 ve daha aşağı sayıda hizmet erbabı çalıştırılması.
– Hiç hizmet erbabı çalıştırmamakla beraber, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi gereğince tevkifata tabi ödemelerde bulunulması (zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç).
– Yukarıda belirtilen şartları taşıyanların ayrıca, muhtasar beyanname verme süresinden önce ilgili vergi dairesine üç ayda bir muhtasar beyanname vermek istediklerinin bildirilmeleri gerekmektedir.
III- ÜÇER AYLIK DÖNEMLER HALİNDE MUHTASAR BEYANNAME VERİLMESİNE İLİŞKİN ÖNCEDEN BİLDİRİM ŞARTI
Üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verilmesi ile ilgili şartlardan bir tanesi de, üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verileceğine ilişkin önceden ilgili vergi dairesine bildirimde bulunulmasıdır. Ancak muhtasar beyannamenin üç ayda bir verilmesi ile ilgili bildirim konusunda, gerek Gelir Vergisi Kanunu’nda, gerekse Vergi Usul Kanunu’nda herhangi bir hüküm mevcut değildir.
Bu nedenle, üçer aylık dönemler halinde verilmesine ilişkin bu bildirim; herhangi bir dilekçe ile verileceği gibi, önceden vergi dairesine üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname vereceğine ilişkin herhangi bir bildirimde bulunmaksızın verilmesi durumunda, bu beyannamenin bildirim olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak bu durumda, üç aylık döneme ait beyan edilen vergilerin son ayı normal süresinde yatırılmış olarak kabul edilecek, diğer iki aylık ise, süresinde yatırılmadığı gerekçesiyle cezalı tarhiyat yapılacaktır.
Ancak bu konuda Danıştay Dördüncü Dairesince, “Davacının 10’dan az işçi çalıştırdığına dair ihtilaf bulunmadığına göre sadece üçer aylık dönemler halinde beyanname vereceği hususunun vergi dairesine bildirmemiş olması, vergi zıyaı olduğunun kabulünü ve cezalandırılmasını gerektirmez.
Bu durumda, davacı adına şart bu nedenle kaçakçılık cezası kesilmesi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 116. maddesinde tanımlanan vergi hatası kapsamında bulunulduğundan, aksi görüşle temin edilen işlemde yasaya uyarlık görülmemiştir.” şeklinde karar verilmiştir[1].
Ayrıca bu konuda Maliye bakanlığına yansıyan bir olayda Bakanlıkça;
“… Bilindiği gibi, muhtasar beyannamenin üç ayda bir verilmesine ait bildirim şekli konusunda; gerek Gelir Vergisi Kanunu’nda gerekse Vergi Usul Kanunu’nda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu bakımdan bildirimde bulunmaksızın birbirini takip eden üçer aylık dönemlerde muhtasar beyanname verilmesine halinde, ilk beyannamenin bildirim olarak dikkate alınmasının uygun olacağı düşünülmektedir…”şeklinde karar verilmiştir[2].
IV- ÜÇER AYLIK DÖNEMLER HALİNDE MUHTASAR BEYANNAME VEREN MÜKELLEFİN DÖNEM İÇİNDE ŞARTLARI KAYBETMESİ DURUMUNDA YAPILACAK İŞLEMLER
Üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyannamelerini vermekte iken, üçer aylık dönemlerde verilmesine ilişkin şartları üç aylık dönem içinde kaybeden mükellefler, bu şartların kaybedildiği ayı takip eden ayın 23. günü akşamına kadar, varsa dönem başındaki ay’da dahil olmak üzere, tevkif yoluyla kesilen vergilerin toplanması suretiyle ilgili vergi dairesine muhtasar beyannameyle beyan edilmesi gerekir.
Öte yandan, üç aylık mükellef olmasına rağmen Dönem ortasında üç aylık mükellefiyet şartlarını ihlal edenler, yeniden bağlı bulunduğu vergi dairesine müracaat ederek mükellefiyet tipinin değiştirilmesini isteme hakkına sahiptir. Vergi Dairesi mükellefin dilekçesine istinaden beyanname verme dönemini değiştirerek ilgili aydan itibaren mükellefin aylık beyanname vermesine imkan sağlayacaktır.
Ancak, Mükellefin dönem içerisinde şartları ihlal etmesi nedeniyle tevkifat yaptığı, bir önceki aya ait tevkifat tutarını beyan edebilmesi için uygulamada iki görüş bulunmaktadır.
BİRİNCİ GÖRÜŞ:
Mükellef 3 aylık dönem içinde işçi sayısını ihlal etmesi nedeniyle, aylık döneme geçmiş ve  vereceği ilk aylık muhtasar beyannamesinde kesinti yaptığı ve beyan etmediği (aylık döneme geçtiği 3 aylık dönemin 1.ay’ına veya 2.ay’ına ait) tevkifat tutarlarını ödeme türü bazında vereceği yeni aylık döneme ait beyannameye eklemek suretiyle muhtasar beyanname vermesi gerekir.
Örnek-1:
Öteden beri üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname veren mükellef (A); Ocak 2016 Tarihinde 9 işçi çalıştırmakta iken, 03 Şubat 2016 tarihinden itibaren 4 işçi daha ilave etmek suretiyle 12 işçi çalıştırmaya başlamıştır. Bu nedenle, 2016 Şubat ayından itibaren üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname vermeye ilişkin şartını kaybederek aylık döneme geçmiştir.
Bu durumda mükellef (A), 2016 Şubat dönemine ait olup, 23 Mart 2016 tarihinde verilecek olan Muhtasar beyannamesinde, sadece Şubat 2016 dönemindeki bilgilerini kapsayacak şekilde verecek, Ocak 2016 dönemine ait bilgiler ise bu beyannameye dahil edilmeyecektir.
Ocak 2016 dönemine ait Muhtasar beyanname de, 3 Aylık Dönem seçilerek 23 Nisan 2016 (Bu dönem resmi tatil olması nedeniyle takip eden ilk iş günü mesai saatine kadar) tarihine kadar verilecektir.
Bu görüşe göre, bir tane Mart 2016 dönemine ait aylık dönem seçilerek beyanname verilecek, bir tanede Ocak 2016 dönemine ait 3 aylık dönem seçilerek iki beyanname verilmiş olacaktır.
Örnek-2:
Çalışan Sayısı;
2016 Ocak ayında 8 kişi,
2016 Şubat ayında 11 kişi,
2016 Mart ayında ise, 9 kişi
Mükellef (B) Ocak ayında 8 işçi çalıştırmaya başlamış ve üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname vermeye ilişkin şartları taşıması nedeniyle ilgili vergi dairesine dilekçe ile başvurarak üçer aylık dönemi seçmiştir. Şubat ayında bu şartları ihlal etmesi nedeniyle aylık beyana tabi olmuş, ancak Mart ayında ise işçi sayısı 9 olması nedeniyle tekrar üçer aylık dönemleri seçmiştir.
Bu durumda,  verilecek beyannamelerde yapılacak işlemler şöyle olacaktır;
2016 Şubat dönemine ait (23 Mart 2016 tarihine kadar) verilecek olan muhtasar beyannamesini sadece Şubat 2016 bilgilerini kapsayacak şekilde verecektir. Ocak 2016 dönemine ait bilgiler bu beyannameye dahil edilmeyecektir.
Ocak ve Mart 2016 dönemine ait muhtasar beyanname ise 3 aylık dönem seçilerek 23 Nisan 2016 tarihine kadar verilecektir. Bu beyannamenin içerisinde sadece ocak ve Mart 2016 aylarına ait bilgiler bulunacak, aylık döneme ait olan Şubat 2016 ayına ait bilgi ise bulunmayacaktır.
Ancak, birinci görüşe göre işlem yanlış olup, buna göre ayık ve üçer aylık olmak üzere iki muhtasar beyanname olayı gündeme gelmektedir.
İKİNCİ GÖRÜŞ:
Örnek-3:
Çalışan Sayısı;
2016 Ocak ayında 8 kişi,
2016 Şubat ayında 11 kişi,
2016 Mart ayında ise, 9 kişi
Öteden beri üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname veren Mükellef (C); Ocak ayında 8, Şubat ayında ise 3 işçi daha ilave etmek suretiyle 11 işçi çalıştırmaya başlamış ve Şubat ayından itibaren üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname vermeye ilişkin şartını kaybetmiştir. Ancak, Mart ayında 2 işçinin işten ayrılması nedeniyle tekrar üçer aylık dönemleri seçmiştir.
Bu durumda mükellef (C), Ocak – Şubat aylarında tevkif edilen gelir vergilerine ilişkin muhtasar beyannamesini Mart ayının 23’ünde, Mart ayında tevkif edilen gelir vergisine ilişkin muhtasar beyannameyi de, aylık olarak ertesi ayın (23 Nisan’a kadar) 23’üne kadar ancak,  23 Nisan Tatil olması nedeniyle ertesi gün beyan edilmesi gerekecektir.
Ancak, üç aylık dönem ortası olan Şubat ayında, üç ayda bir muhtasar beyanname vermeye ilişkin şartları ihlal eden mükellef (C); Ocak, Şubat ve Mart dönemine ait muhtasar beyannamesini, Nisan ayında vermesi durumunda ise, Ocak ve Şubat ayları için, cezalı tarhiyat yapılacak, Mart ayı için süresinde verildiğinden herhangi bir işlem yapılmayacaktır.
Bu konuda İstanbul Vergi Dairesince verilen bir Özelge’de;
“İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu, muhtasar beyannamelerinizi üç aylık olarak beyan ettiğinizi, Mayıs/2010 dönemine ait Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin onbirinci bendi gereği tevkifat yaptığınızı,  Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesi gereği üç aylık dönemler itibariyle verilen muhtasar beyanname verme hakkınızı kaybettiğinizi, Nisan/2010 dönemi yapılan tevkifatların Mayıs/2010 dönemine eklediğinizi belirterek, Nisan/2010 dönemi muhtasar beyannamenizin ne zaman verileceği konusunda Müdürlüğümüz görüşü sorulmaktadır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Vergi tevkifatı” başlıklı 94. maddesinde, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil)nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

2.Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden (4369 sayılı Kanunun 81/C-8 maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 01.01.1999)(Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç);

  1. b) Diğerlerinden, (2009/14592 B.K.K. ile %20 )

5.a) 70’. maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden,  (2009/14592 BKK ile %20) …” hükmü yer almaktadır.
Aynı Kanun’un 98. maddesinin son fıkrasında, “Ziraî ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar, 94. maddeye göre yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyannamelerini, bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmiüçüncü günü akşamına kadar verebilirler.” hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan,  bağlı bulunduğunuz … Vergi Dairesi Müdürlüğü ile yapılan yazışma sonucu alınan … tarih ve … sayılı yazıda;  “31.03.2009 tarihinden itibaren … Vergi Dairesi Müdürlüğü’nden Dairelerine nakil geldiğiniz, gelir stopaj vergisinden mükellefiyetinizin 2009/1-3 dönemi itibariyle üç aylık olarak tesis edildiği,
Dairelerine verdiğiniz 10.06.2010 tarih ve 53718 sayılı dilekçenizde, Mayıs/2010 dönemine ait Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin onbirinci bendi gereği tevkifat yaptığınızı belirtmeniz üzerine, Mayıs/2010 dönemi itibariyle gelir stopaj vergisi mükellefiyetinizin aylığa çevrildiği, Nisan/2010 dönemine ait muhtasar beyannamenizi vermediğiniz ancak Mayıs/2010 dönemine ait verdiğiniz muhtasar beyannamenize Nisan/2010 döneminde yapılan tevkifatları da dahil ettiğiniz belirtilmiştir.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda belirttiğiniz hususlar yukarıda yer alan Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, üç ayda bir muhtasar beyanname verme hakkını Mayıs ayından itibaren kaybettiğinizden aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verilmesine Mayıs ayından itibaren başlanılması gerekmekte olup, Nisan ayına ilişkin tevkifatların da bu ayda verilecek beyannameye dahil edilmesi gerekmektedir.” şeklinde görüş verilmiştir[3]. İdarenin halen mevcut uygulaması örnek 2’de belirtildiği gibi olup, örnek 1’deki uygulama mevzuat hükümlerine aykırıdır.
V- HUZUR HAKKI ÜCRET ÖDEMELERİ ALAN YÖNETİM KURULU BAŞKANI VE ÜYELERİNİN ÜCER AYLIK MUHTASAR VERİLMESİNDEKİ DURUMU
Türk Ticaret Kanunu’nun 144. maddesine göre, ortakların şirketteki hizmetleri dolayısıyla ücret verilebileceği, 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesine göre, Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerine ödenen huzur hakkı ödemelerinin ücret olduğu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 238. maddesinde de, işverenlerin her ay için ödedikleri ücretler için ücret bordrosu tutmaya mecbur oldukları ve bu bordroda yer alması gereken bilgilerin neler olduğu belirtilmiştir.
Bu hükümlere göre, yönetim ve denetim kurulu başkan ve üyelerinin hizmet erbabı sayılması, anılan kişilere yapılan ödemelerinde, ücret olarak vergilendirilmesi gerekir. Dolayısıyla; söz konusu kişilere yapılan ödemelerle birlikte diğer çalışan personel toplamının 10 kişiyi aşması halinde, bunlardan tevkif edilen vergilere ilişkin muhtasar beyannamenin her ay itibariyle verilmesi gerekecektir[4].
Ancak, konu ile ilgili olarak Danıştay üçüncü Dairesince; “anılan Kanun’un 61. maddesinde tanımı yapılan işveren statüsünde bulunan yönetim kurulu başkan ve üyelerine yapılan ödemeler, Kanun gereği ücret sayılmakla birlikte, 98. maddede sözü edilen hizmet erbabı olarak nitelendirilemeyeceği, bu durumda davacı şirketçe çalıştırılan hizmet erbabı
sayısının ondan daha az olması karşısında muhtasar beyannamenin üç aylık dönemde verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği…” şeklinde karar verilmiştir[5].
VI- YANINDA İŞÇİ ÇALIŞTIRMAYANLARIN TEVKİFATA TABİ DİĞER ÖDEMELER NEDENİYLE MUHTASAR BEYANNAME VERME DURUMU
Yanında hizmet erbabı çalıştırmamakla birlikte, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin 1. bendinde belirtilen ücretlerden tevkif edilen vergiler dışındaki ödemelerle ilgili olarak tevkifat yapmak zorunda olan mükelleflerin (zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç), ödemede bulunduğu istihkak sahibi sayısına bakılmaksızın ve önceden de vergi dairesine bildirim de bulunulması halinde, üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname vermeye ilişkin şarttan yararlanmaları mümkün olacaktır[6].
Bu konuda Antalya Vergi Dairesi Başkanlığınca verilen bir Özelge’de;
“İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden; … Vergi Dairesi Müdürlüğüne vermiş olduğunuz … tarihli işe başlama dilekçeniz ile muhtasar beyanname dönemini üçer aylık dönemler itibariyle beyan ettiğinizi, ancak anılan vergi dairesinin beyanınızı göz önüne almadan muhtasar beyanname dönemlerinizi aylık olarak açtığını, durumu fark etmeniz üzerine konu ile ilgili olarak vergi dairenize müracaat ettiğinizde, işçi çalıştırmadığınızdan beyanlarınızın aylık dönemlerde verilmesi ve uygulamalarının da bu şekilde olması gerektiğinin bildirildiği belirtilerek, yalnızca kira ödemesinden dolayı muhtasar beyanname vermek zorunda olanların beyannamelerini üçer aylık dönemlerde verip veremeyeceklerine ilişkin olarak Başkanlığımız görüşlerinin istenildiği anlaşılmıştır.
Konu ile ilgili olarak yapılan araştırmada; … Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı yoklama fişinin tetkikinden; işyeri kiranızın aylık olarak ödeneceği, işçi çalıştırmayacağınız ve işlerinizde oğlunuzun yardımcı olacağı anlaşılmaktadır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinin üçüncü fıkrasında, zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanların, 94. maddeye göre yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyannamelerini, bağlı bulundukları vergi dairelerine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmi üçüncü günü akşamına kadar verebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Bu hüküm uyarınca zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar ile hizmet erbabı çalıştırmayanlar yaptıkları tüm ödemeler üzerinden Kanunun 94. maddesine göre yapmak zorunda oldukları vergi tevkifatına ilişkin muhtasar beyannamelerini, tevkifatın kira ödemesine veya diğer ödemelere ilişkin olup olmadığına bakılmaksızın, bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmi üçüncü günü akşamına kadar verebilirler.
Dolayısıyla, yalnızca kira ödemesinden dolayı muhtasar beyanname vermek zorunda olan mükelleflerin de bağlı bulundukları vergi dairelerine önceden bildirmek şartıyla, muhtasar beyannamelerini, her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmi üçüncü günü akşamına kadar verebilmeleri mümkün bulunmaktadır.” şeklinde görüş verilmiştir[7].
Örnek-2:
Avukat (B), avukatlık faaliyetinden dolayı serbest meslek sahibi mükellefi olup, yanında hiç işçi çalıştırmamaktadır. Ancak, avukat (B), muhasebecisine ve iş yeri sahibine yaptığı ödemeden dolayı gelir vergisi tevkifatı yapmaktadır.
İşçi çalıştırmayan ancak muhasebecisine ve iş yeri sahibine yaptığı kira ödemelerinden dolayı tevkif ettiği vergilere ilişkin muhtasar beyannamesini, 94. maddesinde belirtilen ve tevkifata konu olan istihkak sayısına bakılmaksızın, önceden vergi dairesine bildirimde bulunmak şartıyla her ay yerine üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyannamesini verebilecektir.
VII- TEVKİFATA TABİ BİR ÖDEMENİN BULUNMAMASI HALİNDE BOŞ MUHTASAR BEYANNAME VERİLİP VERİLMEYECEĞİ
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olanlar ile tevkifat kapsamına giren ödemeler sayılmış olup, tevkifatın nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un 96. maddesinde hesaben ödemenin, vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade ettiği, 98. maddesinde ise; 94. madde gereğince vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanların bir ay içinde yaptıkları ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar ile bunlardan tevkif ettikleri vergileri ertesi ayın yirmi üçüncü günü akşamına kadar ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları, hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla, Gelir Vergisi Kanunu’nda, gelir vergisi tevkifatına tabi nakden veya hesaben ödemesi olmayan mükelleflerin boş da olsa muhtasar beyanname vereceklerine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, tevkifata tabi nakden veya hesaben bir ödemenizin olmaması halinde muhtasar beyanname verme zorunluluğunuz bulunmamaktadır[8].
VIII- BİRDEN FAZLA BULUNAN ŞUBELERİNİN HER BİRİNDE ON KİŞİDEN AZ HİZMET ERBABI ÇALIŞTIRILMASININ ÜÇER AYLIK MUHTASAR VERİLMESİNE ETKİSİ
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinde,  aynı belediye hudutları içinde muhtelif yerlerde yapılan ödeme ve tahakkukları ile bunlara ait vergilerin bir merkezden bildirileceği hükme bağlanmıştır. Yine aynı maddenin birinci fıkrasında, “yapılan ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar” deyiminden de anlaşılması gereken kazanç, ücret, menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının nakden veya hesaben ödenmesidir. Ödemeden maksat, para ya da ayın olarak yapılan ödemelerin fiilen ödenmesidir. Hesaben ödeme is, kazanç ve iratları istihkak sahibine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemlerdir. Bu nedenle, hesaben ödemede olaya istihkak sahibi açısından bakıldığında söz konusu gelirin, yapılan kayıt veya işlemle istihkak sahibi tarafından takip edilebilir duruma gelmesidir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 62. maddesinde, “işverenler, hizmet erbabını işe alan emir ve talimatlar dâhilinde çalıştırılan gerçek ve tüzel kişilerdir.” denilmiş, anılan Kanunun 61. maddesinde de ücretin tarifi yapılmıştır.
Bu hükme göre, merkez ve şubelerde çalışan işçi sayıları ayrı ayrı dikkate alındığında 10 işçiden az ancak, toplamının dikkate alındığında 10 işçiden fazla olması durumunda, merkez ve taşra şubelerinin işvereni de aynı kişi veya tüzelkişilik şirket olması nedeniyle, bu işverenlerin merkez ve şubelerde çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısının hesabında toplam olarak dikkate alınması gerekir.
Bu açıklamalar çerçevesinde, aynı belediye sınırları içerisinde bulunan işyerlerinde çalışanlar ile ayrı belediye hudutları veya ayrı illerde çalışan işçilerin sayısının, her bir iş yeri itibariyle on kişiyi geçmemesi durumunda muhtasar beyannamenin üçer aylık dönemler itibariyle, ancak çalışan işçi sayısının on kişiyi geçmesi durumunda ise,  her ay itibariyle fiilen ödemenin yapıldığı yer vergi dairesine verilmesi gerekir.
Özellikle de banka şubelerinde çalışan ve on kişiden az olan hizmet erbabı sayısının hesabında bankaların tüzel kişilik olarak çalıştırdıkları toplam hizmet erbabı sayısının dikkate alınması gerekmektedir. Şu kadar ki, bankaların tüzel kişilik olarak (şubeler dahil) çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10’dan az olamayacağı için, bu işverenlerin her ay muhtasar beyanname vermeleri gerekmektedir[9].
Ancak Danıştay’ca; her bir işyerinde çalışan hizmet erbabı sayısının ayrı ayrı dikkate alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir[10].
IX- ÜÇER AYLIK MUHTASAR BEYANNAME VERENLERİN BU BEYANNAMELERİNİ DÖNEM GEÇTİKTEN SONRA VERMELERİ DURUMUNDA
Yukarıda belirtilen şartlar çerçevesinde üçer aylık muhtasar beyanname vermeye ilişkin şarları mevcut olanlardan, öteden beri üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verenlerin bu beyannamelerini, herhangi bir nedenle (mücbir sebepler hariç) Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinde belirtilen süreler geçtikten sonra vermeleri halinde, üçer aylık dönemlerde tevkif edilen vergilerin toplamı dikkate alınarak re’sen takdire gidilecek ve takdir sonucu tespit edilen matrah üzerinden Vergi Usul ve 6183 sayılı Kanunlara göre cezalı işlem yapılacaktır.
X- BEYANNAME VERME SÜRESİ GELMEMİŞ AYA İLİŞKİN TEVKİF YOLUYLA ALINMIŞ VERGİLERİN, MÜCBİR SEBEP HALİNİN SONA ERDİĞİ AY’I TAKİP EDEN AY’DA TOPLUCA VERİLECEK TEK BEYANNAMEYA DAHİL EDİLİP EDİLMEYECEĞİ
Terör, doğal afet veya çeşitli mücbir sebeplerle beyanname verme süresi uzatılan bölgelerde, devam etmekte bulunan mücbir sebep halinin sona ereceği tarihten önce tevkif edilen vergilere ilişkin muhtasar beyannamenin, yine mücbir sebep halinin sona erdiği tarihten önce (Başka bir ifade ile muhtasar beyannamenin başladığı dönem ile sona erdiği döneme ilişkin, mücbir sebep halinin sona erdiği ayı takip eden Ay’ın 23’ünden önce) beyanname verme süresi henüz gelmemiş olan Ay’a ilişkin tevkif yoluyla alınmış vergilerin,  topluca verilecek tek beyannameye dahil edilmemesi gerekmektedir.
Bu konuda Gelirler Genel Müdürlüğünün Genelgesi’nde; “…193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinin 3. fıkrasına göre muhtasar beyanname verenlerle ilgili olarak 2001 yılı Mayıs ayında yapılan gelir vergisi tevkifatlarının söz konusu tebliğ kapsamında verilecek olan muhtasar beyannameye dahil edilip edilmeyeceği hususunda tereddüde düşüldüğü anlaşılmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinin 3. fıkrasında, zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar, 94. maddeye göre yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyannamelerini, bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Şubat, Mayıs, Ağustos ve Kasım aylarının 20 nci günü akşamına kadar verebilecekleri hüküm altına alınmıştır.
Ayrıca, 295 seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin IV/B bölümünde, mücbir sebebin vuku bulduğu tarihten önceki vergilendirme dönemi de dahil olmak üzere, mücbir sebep halinin başladığı ve sona erdiği tarihler arasındaki vergilendirme dönemleri için Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca kazanç ve iratlardan yapılan gelir vergisi tevkifatına ilişkin tek bir muhtasar beyanname verileceği, II/B bölümünde ise, bu Tebliğ kapsamında mucbir sebep hali sona eren mükelleflerin, mücbir sebep halinin başladığı 17.08.1999 ve 12.11.1999 tarihleri ile sona erdiği 31.05.2001 tarihi arasında verilmesi gereken muhtasar beyannamelerini 20.06.2001 tarihi mesai saati sonuna kadar verecekleri belirtilmiştir.
Buna göre, üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname veren mükelleflerin, 2001 yılının ikinci üç aylık (Mayıs-Haziran-Temmuz) dönemini kapsayan muhtasar beyannamelerinin 20 Ağustos tarihine kadar verilmesi gerekmekte olup, bu durumda beyanname verme süresi henüz gelmemiş olan Mayıs ayına ilişkin tevkif yoluyla alınmış vergilerin, söz konusu tebliğ kapsamında topluca verilecek tek beyannameye dahil edilmemesi gerekmektedir.” şeklinde görüş verilmiştir[11].
XI- SONUC
Yukarıda yapılan açıklamalara göre;
– Üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verilebilmesi için, üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname verileceğine ilişkin önceden ilgili vergi dairesine bildirimde bulunulması gerekir.. Ancak muhtasar beyannamenin üç ayda bir verilmesi ile ilgili bildirim konusunda, gerek Gelir Vergisi Kanunu’nda, gerekse Vergi Usul Kanunu’nda herhangi bir hüküm mevcut olmadığından, bu bildirimin şekli herhangi bir dilekçe ile verilebileceği gibi, önceden üçer aylık dönemler halinde verilen muhtasar beyannamenin de, bildirim olarak kabul edilmesi gerekir.
– Hizmet erbabı çalıştırmamakla beraber, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi gereğince tevkifata tabi ödemelerde bulunulması halinde (zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç), istihkak sahibi sayısına bakılmaksızın bu mükelleflerin,  önceden de vergi dairesine bildirimde bulunulması halinde, üçer aylık dönemler halinde muhtasar beyanname vermeye ilişkin hükmünden yararlanmaları mümkün olacaktır.
– Kira ödemesinden dolayı muhtasar beyanname vermek zorunda olan mükelleflerin  bağlı bulundukları vergi dairelerine önceden bildirmek şartıyla, muhtasar beyannamelerini, her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmi üçüncü günü akşamına kadar verebilmeleri mümkün bulunmaktadır
– Üçer aylık dönemlerde muhtasar beyanname verenler,  üç aylık dönem içinde şartlarını kaybetmeleri halinde bu şartların kaybedildiği ayı takip eden ayın 23. günü akşamına kadar, varsa dönem başındaki ay’da dahil olmak üzere, tevkif yoluyla kesilen vergilerin toplanması suretiyle ilgili vergi dairesine muhtasar beyannameyle beyan edilmesi gerekir.
– Yönetim ve denetim kurulu başkan ve üyeleri hizmet erbabı ve yapılan ödemelerinde ücret olarak sayıldığından, bunlar ile diğer işçi toplamların 10 kişiyi aşması halinde, muhtasar beyannamenin aylık olarak verilecektir.
– Merkez ve şubelerde çalışan işçi sayıları ayrı ayrı dikkate alındığında 10 işçiden az olmakla beraber, toplam işçi sayısının 10 işçiden fazla olması durumunda, merkez ve taşra şubelerinin işvereni aynı kişi veya tüzelkişilik şirket olması nedeniyle, bu işverenlerin merkez ve şubelerde çalıştırdıkları işçi sayısının toplamı dikkate alınacaktır. Buna göre, bu işverenler muhtasar beyannamelerini aylık olarak vermeleri gerekecektir.
– Beyanname verme süresi henüz gelmemiş olan Ay’a ilişkin tevkif yoluyla alınmış vergilerin,  topluca verilecek tek beyannameye dahil edilmemesi gerekmektedir.

E-Yaklaşım / Şubat 2016 / Sayı: 278
*                 Gelir İdaresi Başkanlığı Müdürü
[1]              Dn. 4. D.’nin, 18.06.1987 tarih ve E. 1986/4584, K. 1987/2158 sayılı Kararı.
[2]              MB.’nin 23.05.1988 tarih ve GVK/2-2135-287 sayılı Özelgesi.
[3]              İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının, B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 94-953 sayılı Özelgesi.
[4]              Maliye Bakanlığının; 14.09.1994 tarih ve GEL.0.01.2128 84656 geliş) sayılı Özelgesi.
[5]              Dn. 3. D.’nin, 19.03.1996 tarih ve E. 1995/3621, K. 1996/818 sayılı Kararı. Cavit BİLEN “Yönetim Kurulu Başkanı”
[6]              Maliye Bakanlığının, 13.05.1991 tarih ve GVK/2-2128-23628 sayılı Özelgesi. Ramazan CENK, “Ücretler, Tazminatlar ve Harcırahlar”, Yaklaşım Yayınları, Sayı: 1058.
[7]              Antalya Vergi Dairesi’nin, B.07.1.GİB.4.07.16.01-GVK.2010.78-139 sayılı Özelgesi.
[8]              Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın, 38418978-120[94-13/26]-321 sayılı Özelgesi.
[9]              Maliye Bakanlığı’nın; 11.03.1989 tarih ve GVK/2-2176-234/15789 sayılı Genel Yazısı.
[10]            Gürol ÜREL, “Muhtasar Beyanname”, Diyalog, s.164.
[11]            Gelirler Genel Müdürlüğü’nün, 24.01.2001 tarih ve B.07.0.GEL.0.40/4054-52/28544 sayılı Özelgesi.
Yazarlar : ‘RAMAZAN CENK’

Ev Sahibi Kiraya En Fazla Kaç TL (Yüzde Kaç) Zam Yapabilir? - Kira Artış Oranı

Ev Sahibi Kiraya En Fazla Kaç TL (Yüzde Kaç) Zam Yapabilir? - Kira Artış Oranı




Ev sahibi ile kiracı arasında büyük bir sorun olan kira zammına 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Borçlar Kanunu ile bir standart getirildi.
Kanunun 344. maddesine göre kira artışı TÜİK in açıkladığı Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) artış oranını geçmeyecek şekilde belirleniyor. Kira zammı en fazla her ay açıklanan ÜFE oranının 12 aylık ortalaması göre yapılabiliyor.
TÜİK Temmuz ayına ilişkin ÜFE rakamlarını açıkladı. ÜFE 2017 yılı Temmuz  ayında bir önceki aya göre yüzde 0,52, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 7,82, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15, 26 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 9,02 artış gösterdi.
En Fazla Yüzde 8,01 Zam Yapabilecek
Kira zammı ÜFE nin 12 aylık ortalamasına göre belirleniyor. Bu durumda ev sahipleri Temmuz 2017 de en fazla yüzde 8,01 oranında zam yapabilecek.
KİRA ARTIŞ ORANI 2017 Temmuz
Bir örnek ile açıklamak gerekirse;
Kira Bedeli: 1.000 TL
Kira zam oranı: Yüzde 9,98
Zam bedeli: 99,8 TL
Zamlı kira bedeli: 1.099,98 TL olur.

MADDE 344 - Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından üretici fiyat endeksindeki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.
Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.